ESKŞEHİR'DE YAŞAMAK AYRICALIKTIR

ESKŞEHİR'DE YAŞAMAK AYRICALIKTIR

2 Mart 2014 Pazar

1969


Abdülkadir CANDEMİR  *
Herkesin gençlik yılları en güzel yıllar mıdır? Yoksa “en güzeli benim gençliğimde yaşadığım yıllardı, bu gençlik de güzellik mi yaşıyor”dur…
Yetmişli yıllara girildiğinde 15 yaşındaydım. Ondan daha büyük de olsam, içyapının bugünkü Fırat’tan bir farkı yok. Sünepe ortaokul yılları…
Önce kızların, sonra kadınların farkına varma. Çok güzel, albenili, ama erişilemez yaratıklar… Erişilemezlikleri benden ötürü, bir-iki deneme yok, boy bir kırk, vur komplekse…
Benim gibi gençliği asosyal geçmiş oğlan çocukları böyle durumlarda sarılacak başka şeyler bulurlar… Doğan Kardeş falan derken, Ayna, Bilim teknik, Bertrand Russel ve dönüm noktası Wilhelm Reich’ın keşfi…
1970’li yıllar; altmışlardan gelen statükocu, kravatlı, traşlı, Elvis’ten ve Beatles’dan dolayı azıcık sallamalı (shake baby, shake) ama hep ölçülü, evlilikten sonracı, aile kutsaldırcı anlayışlarıyla yüklü toplumu yıkacak, toptan değiştirecek duygu, düşünce ve eylemlerle geliyordu…
Evlilik, yanlış bir uygulamadır; bireyi öncesinde ilişkisizliğe, sonrasında da tek eşliliğe iter düşüncesi bugün gökadalar kadar uzak… ama bu, yepyeni bir gençliğin oluşması için başlı başına yeterli bir düşünceydi… Bunun yanında “çalışmak, sizi sistemin kölesi yapar” kuramı da her şeyi kökten değiştirecekti…
1969 yılı birçok açıdan tüm dünya için çok önemli bir yıldır. 3-4 milyon yıllık primat-insan geçmişinin sonunda, insan ilk kez dünya dışında bir yere ayak basmıştır. Bu konu maddi olarak insanlığa hiçbir şey sağlamamış olsa da olayın kendisi çok önemlidir.
Çiçek çocukların, kısaca hippilerin (yerel deyişle bitlilerin) mekanı-kabesi olmuştur Sultanahmet. Burada konaklayıp asıl hacı olacakları Tibet ve Nepal’e doğru yola çıkarlar. Cinsel devrim başlamış, düşünce kalıpları ve dini dogmalar kırılmış, nefretler yerini sevgiye, müziğe, renklere, motiflere ve danslara bırakmıştır.
Böyle bir ortamda yeryüzündeki tüm haksızlıklara karşı öğrenci hareketleri (her nifakın başlangıcında olduğu gibi) Fransa’da başlar… Bunun sonucunda da kaçınılmaz olarak yeni fikirler öğrenilmeye, dünyayı değiştirme düşünceleri yeşillenmeye başlar…
Gençlik bir yanıyla sırt çantalı, mini etekli, papatya çelenkli, çadırlı-uyku tulumlu iken; bir yandan da okuyan, çizen, konuşan, meydanlarda yürüyen bir profil çizmektedir…
Hangi profilde olursa olsun, yetmişli yıllar genci için müzik ve özellikle de rock müziği çok önemli bir yer tutar. Efsane rock gruplarının hemen hepsi ya 60’ların sonunda, ya da 70’lerin başında kurulmuştur.
1969’un hemen başında Led Zeppelin kendi adını verdiği ilk albümünü çıkarır. Siyah takım elbiseli salon orkestralarından sonra; belden yukarısında yalnızca bir yelek, altın sarısı saçlarıyla Robert Plant, çift saplı gitarından sağladığı unutulmaz sololarıyla Jimmy Page, davulunu acımasızca döven, ölümüyle grubu bitiren John Bonham gençler için müzikte, sahnede, performansta bir devrimdi…
Yetmişli yılların gençliğini politize eden en önemli olay ise kuşkusuz 1956 yılında başlayan ve 19 yıl sürecek olan ABD’nin Vietnam’ı işgaliydi.
Ve nihayet 16 Temmuz günü astronotlar, Neil Armstrong ve Buzz Aldrin Ay yüzeyine ayak basmışlardı. İniş heyecanını kötü bir S/B televizyon ekranından izlediğimi hatırlıyorum. İnsanlık bir yandan Ay’da yürürken, bizim tek kanallı resmi televizyonumuzda, yürürken çukurlara düşen bir turistin traji-komik öyküsü işleniyordu…
Ağustos ayının ortalarında ise yetmişli yıllara efsane rock yıllarıydı dedirtecek, bir daha yaşanması mümkün olmayacak bir müzik devrimi yaşandı. Tam adı Woodstock Müzik ve Sanat Fuarı, kısaca Woodstock Festivali ya da Woodstock diye anılan, New York yakınlarında White Lake’de gerçekleşen ve dört güne yayılan konser boyunca gençler; kamp kurdular, yediler, içtiler, yaşadılar, müzik dinlediler ve dans ettiler…
Öncesinde ve sonrasında hiçbir rock festivali bu kadar ünlü ve belleklerde kalıcı olmadı. Kimler mi vardı, sadece efsane isimlere değinelim…
Ravi Shankar: Hintli besteci ve sitar ustası. Hint kültürü o dönemin gençliği için çok önemliydi. Bilinen göksel dinlerin değişmez öğretileri yerine felsefeyi ve alçakgönüllülüğü öne çıkarıyordu. Hint müziğinin batıda sevilmesini sağlayan bir başka müzisyen ise L. Shankar’la Shakti grubunu kuran John McLaughlin’di…
Joan Baez: Tüm dünya devrimci gençliğinin simgesi oldu. Olağanüstü temiz sesine güzelliği ve gitarı da eklendi ve bir efsane doğdu. Baez, Woodstock’ta gece 01.00 sıralarında çıktığı ve 1 saat süren konseri sırasında 6 aylık hamileydi.
Santana: Hala efsaneler. Latin-rock müziği dendiğinde başka bir grup düşünülmez bile. Konsere çıktıklarında resmen kurulmuş değillerdi ama bir şeyler olacağının ipuçları ritimlerden ve sololardan belliydi.
Grateful Dead: Başka bir konser turnesine kısa bir ara verip festivale katılmışlardı. Rokerlar için uzun yıllar dinlenen bir blues-rock grubu oldular.
Creedence Clearwater Revival (CCR): Ağır rock grupları yanında daha pop ve rock’n roll kalan CCR, “Bad Moon Rising”, “Green River”, “Down On The Corner”, “Who’ll Stop The Rain” gibi akılda kalıcı, unutulmaz besteler yaptılar.
The Who: Beatles ve Rolling Stones’la birlikte İngiltere’nin en önemli üç rock grubu içinde sayıldılar. 1969 yılında yaptıkları Tommy albümü birkaç yıl sonra müzikal bir filme dönüştü.
Crosby, Stills, Nash & Young: Kuzey Amerika country-folk müziğini tüm dünyaya sevdiren dört genç, giysileri ve tavırlarıyla dönemin gençliğinin simgesi oldular. Her biri solo çalışmalarıyla ünlenen bu büyük müzisyenler, vokal ve gitar uyumlarıyla izleyicileri büyülerlerken; Vietnam savaşına karşı duruşlarıyla da konserlerinde en sert tepkiyi dile getiren grup oldular.
Jimi Hendrix: Gelmiş geçmiş tüm rock gitarcılarının ve rockerların tanrısı haline gelen Hendrix, Woodstock konserinin son gününde, son müzisyen olarak sahne almıştı. Onun rifleri ve çalış tekniği hep diğer müzisyenlerce incelendi, kopyalandı. Çoğu efsanenin erken ölmesi tesadüf müdür bilinmez ama Hendrix de 27 yaşında yaşama veda etmişti.
Pink Floyd, Deep Purple gibi gruplar çatı katlarında, bodrum katlarında ilk bestelerini yapmaya çalışırlarken Jethro Tull, Woodstock’ı beğenmediği için katılmamıştı.
Kuşkusuz Woodstock ve yetmişli yılların, Türkiye topraklarını, kültürünü etkilememesi beklenemezdi. 1965 yılında düzenlenen Altın Mikrofon yarışması, henüz rokçılar tam olarak ortada olmadıkları için bir hafif müzik ve (zamanın deyimiyle) aranjman müziği yarışması olarak ortaya çıktı. Sonradan anlaşıldı ki 4 yıl üst üste yapılacak bu yarışma ilerde Anadolu Rock adıyla anılacak çok önemli bir akımın doğmasına yol açacaktı. Tahmin edilebileceği gibi Anadolu Rock başlı başına bir yazı konusudur…

*Abdülkadir Candemir, Yrd. Doç. Dr.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ


Hiç yorum yok: